12 Eylül 2012 Çarşamba

Özgürlüğe Ağıt


Özgürlük nedir? Bir insan ne kadar özgür olabilir? Özgürlüğü hangi boyutta algılar ve nasıl yorumlar? Özgürlüğü ne limitler? ve bu sınırları koyanlara bu hakkı kim vermiştir? Bu ve bunun gibi özgürlük temalı sorulara herkesin bir öznel cevabı olacaktır. Bu güne kadar asla genel kabul gören bir yanıta ulaşılamamıştır.  2 rakamın çarpışmasından ve sonsuza kadar devam eden ”Pi” sayısı gibi... En iyi ihtimalle “yaklaşık” bir sonuç çıkar.

Aslında “dogma” dır bizi özgür kılamayan şey. Özgür  olduğumuzu zannederiz. Halbuki habis, iç organlarımızda kendine çoktan bir yer edinmiş, diğer organları da safına çekmiş de haberimiz yok. Sigara karartmış,  göremiyoruz iç tarafta ciğerin de aslında çoktan kokuşmuş olduğunu. Bağımlılık ile bağlılığı karıştırmışız hep. En önemli farkımız olarak gördüğümüz beynimizin işlevlerini hiçe saymışız. “neden?” dahi diyemez olmuşuz.  Halbuki soru sorma güdüsü bizim  insan olarak doğuştan gelen en önemli yetilerimizden biri, daha doğrusu biriydi; Nasıl ki ateşin keşfinden sonra çiğ et öğütme görevini üstlenen kör bağırsağın mutasyon sürecinden mağlup ayrılması gibi...

 Evrim süreci aslında tersine gidiyor: hayvandan geldik, biraz uzaklaştık ve yine hayvana geri dönüyoruz.
Peki insanoğlu genel kabul gören tanımlar çerçevesinde hiç özgür oldu mu? Bilmiyorum; Zannetmiyorum. Ama belli zamanlar “yaklaşık” bir yerlere gelinmiş olduğunu  biliyorum.  Özgür düşünce yoksa, düşünce özgürlüğü de gelişmez. Tıpkı pamuğun yetişmesi için bol bol ısıya ihtiyaç duyması gibi. Biri diğerinin altyapısıdır aslında.

Bir örneğe indirgeyecek olur isek:  60 ve 70 lerde ki gençlik akımı, tabulara karşı koyuşları, hayata ve insanlığa bakışları, savaşa karşı duruşları..vb. kısaca doğum anında sahip olmaları gereken ancak nesnel, geçerli bir neden olmadan ellerinden zorla alınmış veya hiç sahip olamadıkları şeyler için mücadele eden ve bu bilincin kıyısına yaklaşamamış insanların algı kapılarını açmaya çalışan bir kuşak doğurdu. Kaçınılmaz olarak hayata dair her alana yansıdı bu arzu. Bu blog’un konusu olan müzik’te bunlardan sadece bir tanesi. Neden 70’lerin grupları efsane? Neden plakları uçuk fiyatlara satılıyor? eski posterler, biletler, afişler, fotoğraflar elden ele geziyor? Neden  sayısız cover yapılıyor? Ve neden o yıllar da daha doğmamış insanlar sanki o günlerdeymiş gibi yaşamaya çalışıyor veya yaşamayı arzuluyor?  

Neden yapılanların aynısı tekrarlanmıyor?  Halbuki artık her anlamda  imkanlar daha fazla. Daha iyisi olacağına kötü taklitten öteye gidilemiyor. Tüm bunları düşündüğümde, soruyorum  “peki eksik olan o ne?” Acaba bu eksiklik “özgür olma isteği” veya “özgür düşünce” bilincinin yitirilmesinden kaynaklanıyor olabilir mi?

O gün insan için kötü olan herhangi bir şeye karşı duygusal duruş bugün yerini duygusuz umursamazlığa bıraktı. Düşünce ve duygular aynı havuzda boğuldu veya iyi ihtimalle can çakişmete. Bu bir döngünün neticesi; bu bir sinsilenin halkası;

Bu belki de sonun başlangıcı....

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme