24 Haziran 2013 Pazartesi

Gezi Parkı Üzerine...

Gezi Parkı olayları hala devam etmekte ve çok enteresan gelişmeler yaşanmakta. Ben de dahil kimse böyle bir “yeter!” patlaması beklemiyordu. Gazı yedikçe, şiddete maruz kaldıkça ses daha çok çıkmaya daha da gürleşmeye başladı. En önemlisi de korku eşiği kırıldı. “aman oğlum, eyvah kızım” telkinler ile büyüyen nesil dahi üzerini kapatan o kaya sertliğindeki kabuğunu paramparça etti. Thomas Jefferson’ın bir lafı var: “Halk, hükümetinden korktuğu zaman tiranlık; hükümet, halkından korktuğu zaman özgürlük vardır”

E tabi işin içinde özgürlüğe doğrultulan büyük bir tehdit var. Belki yarın itiraz etmek için çok ama çok geç olacak. Yarın belki kursağımızdan geçecek alkolün hesabını soracaklar. Belki doğum için izin ister hatta yalvarıyor olacağız. Yarın belki nasıl yürüyeceğimize, nerelere gideceğimize, kimler ile konuşacağımıza, hatta nasıl davranmamız gerektiğine karar verecekler. Belki kıyafet için icazet alacağımız günler gelecek... İnsanoğlu doyumsuz ve arsızdır. Gücü ele geçirince, hele ki bir de insani vasıfları yeterince gelişmemiş ve ilkel biri ise, tüm dünyayı kendi isteği kendi egosu doğrultusuna sokmak ister. Artık para eşiği kırılmış, bunun bir adım ötesine yani  “sınırsız güce” sahip olmaya çalışır. Bunu için her şeyi ama her şeyi yapar...

Bugünlerde gördüğümüz tam da budur. Halkı koruması gerekenin halka zulmettiği, halkın vekili olması gerekenlerin halka savaş açtığı, besledikleri anlamsız nefret ile yalan- iftira- ihanet üçgeninde halkı halka kışkırtarak iç savaş alarmının verildiği, halka açık alanların halka karşı korunduğu enteresan günler yaşıyoruz. Yalan üstüne yalanların döndüğü, tehditlerin havada uçuştuğu, ayak parmağını sehpa köşesine çarpan “acımadı kiii.. acımadı kiii..” misali  5 yaş çocuk tepkisi veren, ancak acından gözünden yaş gelen Belediye Başkanlarının olduğu bir ortamdayız. Zorla “beni dinleyeceksiniz!” mitinglerine sürüklenen insanlar, kitleler gördük. TV kanallarının eğik duruşu midemizi bulandırdı...
Hesap edemedikleri şu oldu: örgütlenme, demagoji, oy toplama faaliyetleri, katakulli...vb. gibi konularda ne kadar başarılı olsalar da iş “akıl oyunlarına” geldiğinde çuvalladılar. Çünkü başkaldıran kafası zehir gibi çalışan  ve ne istediğini bilen: Halk’ın ta kendisiydi. Yapmaya çalıştıkları tüm oyunlar en sonunda Zaytung’da dalga konusu oldu. Yemedi kimse...Kola kutusuna bira demeye çalıştılar olmadı; Halka CHP dediler yemedi;  Toma ve molotofun başrolde olduğu tiyatroyu gerçek diye yutturamadılar, alkışlamadık oyunu çünkü oyunculuk berbattı; terörist dediler sonra kendileri bile utandılar; dış mihrak dediler tutmadı...olmadı işte. 100 tane çıplak adamın bir başörtülü kadının üzerine işemesini veya camide grup sex yapılmasını duyunca, sallarken inandırıcı olamadıklarını, yaratıcı olmaya çalışacağız diye saçmaladıklarını deneyimledik. Freud ne demiş: "Birinin yalan söylemesine kızmam da yalan söylerken yakalanacak kadar salak bir insanın beni kandırmaya çalışmasına kızarım" 

Sevgisizliğe karşı Sevgi ile, biat etmeye akıl ile cevap verilen bir dönemden geçiyoruz. Gezi parkı, o deneyimi yaşayanların  hayatlarında büyük bir dönüm noktası oldu. Yan yana gelemeyenler kol kola dans etti. Birbirlerine küfür edenler üzerlerinde ki formaları değiştirdi. Farklı şehirlerde ki insanlar birbirlerine temas etti. Tahammülsüzlük yerini saygıya bıraktı. İnsan “öz” ündeki tüm değerlerin özgür kaldığı bir karnaval oldu. “Ütopya” oldu. Devlet büyüklerinin ısrarla “ayrışın, kutuplaşın!” diktesine, kenetlenerek cevap verdi. İlk defa “sen kimlerdensin?” lafının geçmediği, paranın anlamsızlaştığı bir yer oldu gezi. Kolluk kuvvetleri olmadığında, yöneticiler müdahale etmediğinde inanların kavga etmediğini aksine birbirine sarıldığını gördü herkes. Ama bu yaşananlar bugünün dünya anlayışına oldukça ters. “Güç”ü elinin altına almak isteyenlerin hiç istemediği şeyler yaşandı. Bozulmalıydı...her ne pahasına olursa olsun dağıtılmalıydı. Karanfili tazyikli su ile yıkamaya çalıştılar. Demokrasiyi biber gazı ve cop ile sağlamaya çalıyorlar. İşi “bizden-sizden” e getirip “biz sizi döveriz” diyorlar. Tahminim daha da sertleşecekler. Fark etmez...ne demiş Nietszche “beni öldürmeyen şey güçlendirir”

 İleride bu günleri anarken Cumhuriyet Tarihinin belki de en büyük uyanışını, özgürlük arayışını anlatıyor olacağız çevremize. “işte bizde oradaydık, tanık olduk herşeye...” diyeceğiz. Biri ile yolda yürürken omuzlarımız çarpıştığında yumruk kaldırmak yerine “özür dilemeyi” bu günlerin mirası olarak anacağız...Marquez ne demiş: “Benden nefret edenlerden nefret edecek vaktim yok. Çünkü ben, bana değer verenleri sevmekle meşgulüm” 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme