14 Eylül 2013 Cumartesi

Tek Kişilik Konser

Üniversite yıllarımdı. 90’ların sonları yani. Evimiz Ankara Çankaya’da Dikmen vadisine bakan taraftaydı. Odamın balkonu, Dikmen vadi projesinin ilk ayağı olan bölüme yakın olan, o kocaman 2  pembe binaya bakıyordu. Balkonda bazen sigara içerken binaların inşaatına bakardım hep.
Apartman, Ankara'da sıkça göreceğiniz tipte bir binaydı. Orada yaşayan, neredeyse herkes ile çok yakındık... İstanbul gibi değil Ankara, ilişkiler daha samimi....
 Apartmanın Zemin katında, TRT’nin neredeyse tüm Sanat Müziği konserlerinde görebileceğiniz Piyanist Erkan Yüksel oturuyordu. Erkan Amca yani. Değişik bir adamdı. Çok gülmezdi. Birkaç kırışıklı olan uzun alnı siyah saçları ile kapanırdı. Benim tanımlamama göre biraz içine kapanık biriydi. Donuk bakardı. İyi bir insan olduğu belli ama etrafı ile çok ilgil
enmeyen, gereğinden fazla kontak kurmayı sevmeyen biriydi. Evinde piyano olmasına rağmen hiç ama hiç çalmazdı. Onun günde en fazla 1 saat uyuyabildiğini sonradan öğrenmiştim. Belki de birçok şeyin nedeni, belki de sonucuydu bu.

Her ne kadar 70’leri seven bir kültürden gelmiş olsa da annem Türk Sanat müziğini de dinlerdi. O vakitler birçok genç gibi bende de biraz ukalalık vardı. Konu müziğe gelince ukalalığın seviyesi kanın yüzüme kadar çekilmesi ile paralel oranda artardı. Her boku ben bilirdim ya...Tabi ne zaman annemleri trt’de sanat müziği izlerken yakalasam ukalalığım alaycı bir ifade ile dile gelirdi. “Sanat müziği neymiş”...

Hala sevmem, bana hitap etmez o ayrı konu. “40 kişilik vokal ekibi 20 tane enstrümanla bunu mu yapabiliyorlar anca?” diye düşünürüm  3-5 dakikalık şarkılar....“aşkın kanununu yazsam yeniden...” Herkes aynı şeyi çalıyor, enstrümanların güzelliği karmaşada kayboluyor. Bir de besteler vokal ağırlıklı olunca müzik iyice ikinci plana gidiyor. Halbuki orada ne güzel enstrümanlar var. İşte bunlardan biri de Erkan Amca’nın piyanosuydu.

Keith Emerson (The Nice, ELP) neler neler yapıyordu klavye ile... Veya pell Mell’den Otto Pusch...mahveder adamı. Ya, Jon Lord ve Ken Hensley?... Vincent Crane? Onu hiç saymıyorum...Jurgen Dollase’nin Manhatten Project’teki klavye performansına ne demeli?...Erkan Amca neymiş...Tamam iyi adam ama  bir fırın değil bir kaç fırın gerideydi bu isimlerden. Annemlere işte bu fikirleri satıyordum.

Normal bir gündü ve okula gitmek için hazırlanmıştım. Aşağı indim ve arabama gitmek için Vadiye bakan taraftaki garaja yöneldim. Bir ses geliyordu ve ben yürüdükçe volümü artıyordu. Evet bu bir piyanoydu, sadece piyano sesi. Apartman duvarı bitip bahçe ve garaj başladığı anda ses tam olarak netleşti. Önemsemedim başta. Bana ilginç gelen taraf, annemin 1-2 defa denk geldiğini  ve çok beğendiğini söylediği Erkan amcayı ilk defa canlı dinliyor olmamdı. Arabaya bindim ama çalıştırmadan son bir kez kulak kabarttım. Müzik gerçekten çok güzel geliyordu. Dışarı çıktım, kaputa oturdum. Arka bahçenin olduğu garajda bir tek ben vardım. Sigara eşliğinde tek kişilik resital bitene kadar büyük bir keyifle dinledim.  Mutlu olunca suratımda salak bir ifade olduğu söylenir. Muhtemelen yine öyleydim. 

Okula gitmedim o gün. Hiç gidecek kafam yoktu. Ağzının tadı bozulmasın diye başka birşey yemezsin ya, aha işte benimki de tam böyle bir şeydi.

Sonra Erkan Amca’ya çok farklı bir gözle baktım. Saygı duydum. Gerçi bir büyük olarak saygı duyuyordum ama müziği ile dalga geçiyordum. Birkaç gün sonra karşılaştığımda kendisine o günü anlattım, hatta teşekkür ettim. Çok güzel çaldığını, mest olduğumu söyledim. “ben teşekkür ederim” der gibi elini omzuma koydu ve başını salladı. Sonra hiç bir şey söylemeden gitti. 

Sonra sıklığı çok artmasa da arada bir duyar olduk müziğini. Sanki bana verdiği o tek kişilik konser gibiydi hep. Ya da ben öyle hissettim...

  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme